Şehrin tepelerinden birinde apartmanın en üst katında yüz kadar irisinden martı, yirmi otuz tane karga, üç-beş serçe ve kumru ile birlikte yaşıyorum ben kendim. Gönüllü olarak değil tabi; geldiğimde buradaydı hepsi. Bazen hayatın her zerresini dolu dolu yaşama telaşına düşmüş rahatsız arkadaşlar geliyor, “Aa bu terasta niye şunu bunu yapmıyorsun sen? Ben olsam her gün parti, her gün mangal, vur patlasın çal oynasın, hatta havuz koyarım, çardak yaparım,” diye kendilerinden geçiyorlar. Böyle diyen arkadaşları, “Çok haklısın ben düşünmemiştim hiç bunları iyi dedin, dur sana içecek bir şeyler getireyim" diye kandırarak dışarıda bırakıp kapıyı kilitliyorum, on saniye sonra iki metrelik martılar üstlerine pike yapmaya başladığında görüyorlar havuzu, mangalı.
Birkaç yıl önce, kuş gribinin en popüler olduğu günlerde benim martılardan biri geldi balkon kapısının önüne oturdu kaldı. İlk bir iki gün hasta, sakat filan diye ekmek ıslatıp önüne koydum ki kendi kendine iyileşsin, kalkıp gitsin. Fakat ne verdiklerimi yiyor ne de gidiyor, ölecek orada başıma kalacak. Veterinere götüreyim bari dedim, ama kendisi aşağı yukarı benim kadar olduğundan kolu bacağı kaptırmadan yaklaşmak mümkün değil; eve giren kumrulardan edindiğim tecrübeyle üstüne örtü atarak derdest edip karton kutu içine koydum ve en yakın veterinere hasıl olduk beraberce. Kokana veteriner hanım hasta martıyı görünce kuş gribi gündemi nedeniyle fenalaştı ve başından savmak için “biz egzotik hayvanlara bakmıyoruz” deyiverdi. Senin annen egzotik. Simit ve istavritle beslenen martı alt tarafı, sanki beyaz balina Aydın’ı götürdük kadına. Kedi bakmak için okuyorlarmış meğerse beş sene.
Bir sonraki sene galeyana gelerek balkonda güneşlenip sefa sürerim diye şezlong aldım. Eve getirip güzelce açtım. Kendinden bardak koyacağı ve mini sehpası da var şahane. İçeceğimi alayım geleyim diye mutfağa girdim; on saniye sonra çıktığımda kuşlar pislemişlerdi bile üstüne. O günden beri balkonda hak iddia etmedim bir daha. Kargalar diğerlerine göre daha kadirşinas, arada ceviz filan getirip bırakıyorlar ikram babında.
Bu sene baharla birlikte yavruladı bunların hepsi. Amazon nehrinin kıyısında yaşasan bu kadar hayvan sesi duymazsın. Cik vik derken dün uçmayı öğrenmeye çalışan şabalaklardan bir tanesi çatıdan balkona düştü nihayet. Kendisi martı yavrusu olmakla birlikte görünüşü bildiğimiz tavuk olduğu için ismiyle müsemma şekilde bütün gün bir sağa bir sola koşuyor, eğlence yaratıyor. Bu komik hayvanı sizlere tanıtmak istedim. Esen kalın.